Moskova’da omuz omuza

Ekim’in 24’ünden yaklaşık bir 10-15 gün öncesine kadar aklımda hiç yoktu Moskova deplasmanı. Günler sonra bir akşam evde arkadaşlarla konuşurken sinsice girdiler kanıma. Moskova deplasmanı içi ayrı bir grup oluşturulmuş ve efsane geyikler dönüyor, belli. Hemen arkasından “Hadi be oğlum al şu uçak biletlerini seni de alalım gruba. Sensiz olmaz!” telkinleri.

Kredi kartımın o ayki borcunu yatırıp, gruptaki diğer arkadaşlarla aynı uçak olan İstanbul-Kiev, Kiev-Moskova şeklinde gidiş dönüş biletlerini almış bir şekilde buldum kendimi. Ve artık ben de o efsane geyiklerin döndüğü gruptaydım. Egom nasıl tavan! Tabi gelişim Ukrayna-Rusya hattındaki gerilime müteakiben Ukrayna ve Rusya’nın hava sahalarını birbirlerine kapamaları haberinden mütevellit pek de hayırlı olmadı gibi. Hepimizi inceden bir tırsma almadı da değil hani. Zaten bir şekilde gidebilirsek, illaki bir şekilde geri dönecektik, diyalektiğin bizim için ifade ettiği anlam buydu.

Artık deplasman zamanıydı. İlk uçağımız sabahın 06:30 sularında olduğundan havaalanına günün ilk saatlerinde gitmemiz gerekiyordu. Nitekim öyle de olmuştu. Karanlık kurulmuştu geceye bir kere. Bir ümit vardı yine içimizde. Kimseler yoktu bu puslu gecede. Yaklaşık 1,5-2 saatlik bir uçuştan sonra kendimizi daha önce Avrupa’da defalarca kez eşleştiğimiz Dinamo Kiev’in şehri Kiev’de bulduk. Buradaki aktarma için bekleme süremiz 7-8 saat dolaylarında olduğundan bu zamanı sigara içerek ve Ukrayna’nın hava durumunu çözmeye çalışarak geçirdik. Aynı gün yaklaşık olara saat 16.00 sularında nihai durağımız olan Moskova’ya ulaştık. Asıl eğlence şimdi başlıyordu belki de bizim için. Havaalanında Latin alfabesi kullanılmıştı tamam ama onun dışında Rusya’daki her yerde dibine kadar sadece Kiril alfabesi vardı. “Kalacağımız hostele nasıl ulaşacağız?” sorusu aklımızı kemirirken, taksiciyle yapmış olduğumuz pazarlık sonucu taksiyle hostele giderken bulduk kendimizi. Tabi, aramızdan hiç kimse son gecemizde alemi biraz(!) abarttığımızdan ötürü o hostelden atıcalacağımızı bilemezdi! Değdi mi diye soracak olursanız sonuna kadar değdi.

Sözümüze geri dönecek olacak olursak, Moskova alkol ve sigara dışında pek de ucuz sayılabilecek bir şehir değil kesinlikle. Trafiği desen İstanbu’dan berbat. Ama bir o kadar da düzenli. Şimdi buraya kadar Beşiktaş dışında olan her şeyi atın bir kenara ve kemerlerinizi uyarı ışıkları sönene adar lütfen bağlayın. Belki benim ilk yurt dışı deplasmanım olmasından, belki de bu deplasmanın Moskova’da cereyan etmesinden kaynaklıdır bilinmez ama kendi adıma rüya gibi bir deplasman geçirdim Rusya’da.

Üstat Nâzım’a selam vermeye gittiğimizde anladım Nâzım’ın mezarının neden Moskova’da olduğunu. Kırgız, Tacikistanlı, Dağıstanlı, Kazak ve Azerî korsan taksicilerle ve yemek yediğimiz yerlerde çalışan yine aynı ülke vatandaşlarıyla -Türkçe bildikleri hâlde- İngilizce anlaşmaya çalışırken anladım bir kez daha “Türk’ün Türk’ten başka dostu yok!” mottosunun tamamen oturma organından türetilmekten ibaret olduğunu. Maç çıkışı olası saldırılara karşı “Beyler hep beraber omuz omuza, omuz omuza!” dediğimizde kimlerin yanımızda olup-olmadığını da gördüm. Sırf tek bir Beşiktaşlı’ya bile zarar gelmesin diye bekleyen, bütün deplasman kardeşlerini soran, merak eden gerçek abileri de gördüm, diğerlerini de. Sabahın saat 05.00’ınde Kızılmeydan’da/Kremlin‘de beste söylerken bir kez daha anladım bizim olduğumuz her yerin neşe içinde olduğunu. Ve Beşiktaşlılar yanyana geldiği zaman hele ki kolkola, omuz omuza girerlerse onları hiçbir şeyin yıkamayacağı duygusu kafamı en kral alkolden bile daha güzel ettiğinde tekrar tekrar bir kez daha anladım Beşiktaş abıhayat bünyeye. Ve ilahiler eşliğinde bindiğimiz taksiden, zor bela yetiştiğimiz uçakla İstanbul’a geri döndükten sonra kafamda sadece tek bir soru vardı: “Bir dahaki deplasman ne zaman?”
buy xenical cheap online buy xenical



“Moskova’da omuz omuza” için bir cevap

YOU MAY LIKE