Deniz Çoban sen ne ettin?

Endüstriyel futbolun meşhur mottosu: Futbol sadece bir oyun değildir. Öyleyse nedir? Borsadır, sektördür, kar maksimizasyonudur,  müşteri memnuniyetidir, pazarlamadır, profesyonelliktir, ithalat-ihracattır, yabancı sermayedir vs.  Türkiye gibi ahbap-çavuş ilişkisine dayalı, irrasyonel, evrensel hukuktan nasiplenmemiş,  vahşi bir kapitalizmin hüküm sürdüğü bir ülkede ise futbolun sadece bir oyun  olmama meselesini, işin sektörel yönüyle açıklanamaz maalesef.  Toplumsal, ahlaki, siyasal ve hukuki yönüyle ilgili karmaşık bir mevzu söz konusu. Futbol sadece bir oyun değildir çünkü Diyarbakırspor‘un bir generalin emriyle süper lige çıkarılması ya da ligden düşürülmesi gerekebilir. Çünkü Fenerbahçe ve Galatasaray’ın şampiyonluk yarışından kopması medyaya para kaybettirir biraz destek gerekir. Çünkü büyük bir kulübün başkanı şike yaparsa kendisi için değil kulübü için yapmıştır ve suçüstü yakalansa bile ne kulübünün ne kendisinin ceza alması adil değildir, çünkü yapmayan yoktur. Çünkü hatır şikesi , gönül şikesi, teşvik pirimi gibi kavramlar vardır ve bunların suç olup olmaması  tartışmaya açıktır. Çünkü bir siyasetçi bakan-başbakan olunca onun memleketinin futbol takımına para akmaya başlar. Çünkü hukuken özerk olan futbol federasyonu başkanı, başbakan tarafından göreve getirilir ve kararları onun isteği doğrultusunda alır. Çünkü bir takım toplumun yarısının nefret ettiği Cumhurbaşkanına biat gösterisi yaparsa, sezon sonuna kadar bir daha kırmızı kart görmeden hakemlerin itelemesiyle şampiyonluğa yürüyebilir. Çünkü her biri fanatik taraftar olmayı hak gören spor yazarları her hukuksuzluğu, her şikeyi, her usulsüzlüğü bilir ama yer yerinden oynamasın diye hiçbir şey söyleyemezler.  Çünkü memlekette üç büyük takımdan başkası şampiyon olmamalıdır, o kadar para harcamaktadırlar. Çünkü 3. dakikada sarı kart göstermek adetten değildir ya da Kadıköy’de hiçbir hakem o kartı gösteremez yani.  Çünkü bir takımın başkanı bir hakemi odaya kapatıp rehin alabilir ve ancak cumhurbaşkanının ricasıyla salıverir.

Çünkü futbol memleketteki iktidar savaşından, hukuksuzluklardan, şiddetten azade değildir, bilakis sahasıyla tribünüyle her türlü güç mücadelesinin tatbikat alanıdır.

İşte bu ahval ve şerait içinde  Türkiye’de futbolun en kötü çocukları hakemlerdir.  Formsuzdurlar, kondisyonsuzdurlar, eyyamcıdırlar, büyük takımları kollarlar, futbolu katlederler, maçın sonucunu etkileyen hata yapmadan duramazlar.  Her hafta maçlardan sonra futbol yorumcuların bir numaralı tartışma konusudur. Hakem konuşmayalım, futbolu konuşalım girizgâhından sonra tüm program boyunca hakemi tartışırlar. Hakemler de insandır, bizim televizyonda defalarca farklı açılardan seyredip karar veremediğimiz pozisyonlarda onlar saniyenin yarısı gibi bir zaman diliminde sahada görüp karar vermektedir. Hakem de hata yapabilir ama bunu da göremiyorsa assın o düdüğü kardeşim!

deniz2

Geçtiğimiz haftalara bu goy goy arasında bir hakem, Deniz Çoban, Çaykur Rizespor-Kasımpaşa maçından sonra canlı yayına çıkıp maçta iki taraf aleyhine verdiği yanlış kararlar sebebiyle özür diledi ve hakemliği bıraktığını ağlayarak açıkladı. Spor yorumcularının, MHK başkanının, kulüp yöneticilerinin ayarı bozuldu bu açıklama sonrası. Talimatlara aykırı, böyle giderse maç yönetecek hakem kalmaz,  TV yorumcusu olmak istediği için şov yaptı vs. Mesele Deniz Çoban’ın vicdani  (ya da bazılarına göre hesaplanmış) tavrı değil elbet. Mesele goy goya taş koymak. Ezber bozmak.  Yerden yere vurduğunuz her hakem istifa etse olayın nereye varacağını hesap etmek zorunda bırakmak. Çünkü herkes biliyor ki hakem dediğin en yalnız en güçsüz ve hata yapması en kolay futbol aktörüdür. Futbolcu, teknik direktör, yönetici hata yapmıyor mu? Yapıyor üstelik çoğu önceden hesaplanabilir, önüne geçilebilir hatalar. Hakemse hızlı bir oyunda anlık bir kararda yapıyor hatayı. Üstelik onu yanıltmaya çalışan 22 futbolcuyla mücadele ederek veriyor kararları.

Ama orada durun! Mesele hata değil, mesele eyyam, bilinçli verilen hatalı kararlar. Bir takımı kayırma ötekini katletme. Belirlenen bir takımı şampiyon yapma ötekini küme düşürme. Doğru bu ülkede üç büyük takım kollanır, ikisi daha çok kollanır. Güçlü kayrılır, güçsüz ezilir. Hakem kararlarıyla üzerine şaibe düşmüş onlarca maç ve sezon vardır. Peki ama bunun sorumlusu hakemler midir?

Bir ülke düşünelim, iki yüzlülük, hırsızlık, adam kayırma, ahbap çavuş ilişkisi, torpil, rüşvet, riya vs. genel ahlâki standart olsun. Öyle bir ülke olsun ki bu, toplumun %70’i adalete güvenmesin, hakimler onun bunun adamı olsun verdikleri kararlar taraflı olsun. Doktorlar ilaç şirketlerinden rüşvet alsın, ihtiyacı olmayan hastalara ilaçlar yazsın, gerekli olmayan tetkikler ameliyatlar yapsın. Kamu çalışanları rüşvet alsın, görevini doğru düzgün yapamazken  hakkını arayan vatandaşa atar yapsın. İşvereni, vergi kaçırsın, sigortasız adam çalıştırsın, iş güvenliğini şeyine takması. Çiftçisi daha fazla verim elde etmek için yetiştirdiği ürüne zehir katsın. İmamı Cami bahçesindeki lojmanında ‘zina’ yapsın. Muhalifi kıçını kaldırmadan sosyal medyadan duyar kassın. Milliyetçisi askerden kaçsın, esnafı karın tokluğuna mülteci çalıştırsın, erkeği kadın dövsün, müteahhiti malzemeden çalsın,  dindarı fitresini-zekatını akrabasına çalışanına versin. Bunlar olurken memlekette doğru dürüst ahlaklı durmaya, çalışmaya, davranmaya çalışan herkese bir ceza kesilsin ama hakemler işlerini dosdoğru yapsın. Yöneticilerinden, siyasilerden, kulüp başkanlarından gelen baskılara dirensin. Bütün stat ona sövse de dirensin.  Medyada yerden yere vurulsalar da dirensin. Çünkü hakem işini iyi yapmalı. Diğer herkes yapmıyorsa da o yapmalı. Çünkü hakem ahlaklı olmalı. Diğer herkes ahlaksız da olsa, o olmalı. Çünkü hakem bu dünyadan değil, bu memlekette yaşamıyor. Çünkü hakemlik kutsal, dünyanın en önemli işini yapıyor. Çünkü hakem sadece insan değil, insanda öte bir varlık söz konusu.

Deniz Çoban ezber bozdu. Dedi ki, madem o kadar eleştiriyorsunuz hakemliğimi, ben de bu işi bırakıyorum. İşini düzgün yapmayan her hakem istifa etsin. O halde işini doğru ve dürüst  yapmayan herkese de bir istifa çağrısı olsun bu. Ankara’nın göbeğinde bir  katliamı engelleyemeyen İç İşleri Bakanı, Soma’da 300den fazla işçinin mezarı olan madenden sorumlu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı başta olmak üzere, işini doğru ve dürüst  yapamayan her siyasetçi, kamu görevlisi, meslek sahibi istifa etsin. Deniz Çoban‘ın hakemliği bıraktığını açıkladığı basın toplantısında böyle bir çağrı yaptığını hayal edin.

Hakem kararları bir taraftar olarak canımızı acıtıyor olabilir. Hele bir Beşiktaşlı için aleyhine olan kadar lehine verilen haksız kararlar da can sıkar. Ama yaşadığımız bu toplumda, bir hakemden gördüğünü çalmasını beklemek de düpedüz saçmalıktır. Hakemlerin dürüst maç yönettiği bir ülke için en azından önce hakimlerin dürüst karar verdiği bir ülke olmak gerek şarttır. Mesele hakemler değil, mesele hepimiziz.
xenical online xenical online store



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE