Derbinin Ardından…

Maça tutuk başlamak, takım o duyguyu üzerinden atabildiği sürece futbolun kabul edilebilir bir unsurudur. Nitekim oyunun kontrolünü Fenerbahçe’nin elinde bulundurduğu dakikalarda duran toplardan ardı ardına gelen iki gol, taktiksel olarak zinde olmanın, özellikle ikinci goldeki ön direk organizasyonun şart koştuğu mental gereksinimlerin Beşiktaş’lı futbolcular tarafından uygulanabildiğini gösteriyor. Futbolunun bu yönüyle son senelerde ön plana çıkan Olcay Şahan, yeri geldiğinde formda bir Caner veya Bosingwa’yı kilitleyebilecek bir tam saha vizyonunu defansif anlamda da ortaya koyarak, belki de Quaresma’nın teknik yeteneklerinin yalnız başına modern futbolun daha az önem teşkil eden sıralarında yer aldığının bir göstergesi olarak düşünülebilir. Sadece, meselenin “kepçeyle alıp kaşıkla vermeye” dönüşmemesi için, belli bir fiziksel ve teknik kapasitenin de özellikle isabetli paslarla birleştirilmesi Olcay’ın oynadığı pozisyon için fazlasıyla gerekli.

Mental oyunun, belirli standartların altını kesinlikle kabul etmeyeceği bir numaralı bölge ise şüphesiz savunma. Beşiktaş savunması, maçın başlarında adam paylaşımını bozmak için iki defa orta sahadan içeriye yönelen Ozan Tufan’a adapte olmayı bir kenara bırakın (ve yavaşça oradan uzaklaşın), maç boyunca bir sürü kritik topun Fernandao ve sonrasında Van Persie ile buluşmasına katiyen engel olamadı. Maçın galibiyetle bitmesindeki en büyük etkenlerden biri, şüphesiz Fenerbahçe’nin altı pas içerisinde bulduğu 4 net gol vuruşundan (3 Fernandao, 1 Van Persie) yararlanamamasıdır. Aynı zaafı Fenerbahçe’nin savunma hanesine de yazmak pekâlâ mümkün. Mario Gomez’e altı pas içinde o toplar gelemez.

Takım savunmalarına daha genel bir pencereden bakacak olursak, kanımca Beşiktaş’ın uygulaması gereken hücum pres ve yakın markajı deplasmanda uygulayan Fenerbahçe, Tolga’ya bile oyun kurdurmayarak doğru olanı yaptı. Yetersiz ve güçsüz prese ek olarak, Markovic, Nani ve hatta Volkan gibi futbolcuların oynayacak geniş alanlar bulabilmesi, Beşiktaş’ın geçen sezondaki takım savunmasından eksilen önemli bir nokta.

Sabit kalan ise bek sorunu. Beck çok üstün düzeylerde olmasa da Hilbert’ten alışık olduğumuz bir alman standardına sahip. Minimumu sabit. Tosic’in ise hangi yönü ile bu takıma uygun olarak görülüp takviye edildiğini merak ediyorum. Teknik kapasite mi, pozisyon bilgisi mi, yoksa futbolun fiziksel yönü mü? Solbek olarak hepimize çektirilen daimi sol bek çilesini esefle kınıyoruz.

Bir parantez de Ersan’a açalım. Pozisyon bilgisi, zamanlama sezgisi, fiziksel hamleler, markaj sıfır. Yok. Orta sahada hızlı olmayan hücumları kart namına keserek, küçük ve hızlı oyunculara karşı fiziksel üstünlüğünü değil, ayak ucunu kullanarak zor. Bu kadar eksiğine rağmen senelerdir ilk 11’de forma bulmak, takımın savunmacı kalitesi hakkında yeterli veriyi eminim hepimize sağlıyordur. Yoksa takımı planlayanları mı kınasak? Stoper ve santraforlarını tabiri caizse “eski tip”, yani fizikli ve güçlü seven Şenol Hoca için Milosevic ve Franco’nun performansları eminim bu maçtan sonra daha ilgi çekici olacaktır.

İkinci yarıya Sosa-Necip değişikliğiyle başlayarak topa sahip olmayı ve ara toplar yerine kısa paslarla artacak pas yüzdesini amaçlayan Beşiktaş’ın planı, istatistiklere bakıldığında da oyunu dengelemek konusunda işe yaramış gözüküyor. Bu adaptasyonun zirve yaptığı nokta ise tam 19 pas sonunda gelen üçüncü gol. Beşiktaş’ın topla kesintisiz oynadığı 45 saniyeden söz ediyoruz –ki özellikle ülke futbolunda pek az rastlanan bir durum. Kısa paslarla çıkması gereken bir takıma sahip olan Fenerbahçe’nin düşük pas yüzdesi de buna fazlasıyla yardımcı oldu. Bir Beşiktaş’lı olarak maçın henüz başlarında Alves’in isabetsiz ilk uzun topunu görünce umarım bunu sık sık dener dedim, öyle de oldu. Savunma zaaflarının fazlasıyla belirleyici olduğu bir maç izledik. Gomez’in maçtan sonra pozisyonlarıyla, golleriyle çok keyif aldığı bir maç olduğunu söylemesi de bunu destekliyor.

Bugünkü on dört futbolcudan sekizinin yeni, dördünün Bursasporlu olduğu Fenerbahçe’nin kötü oynamadığı bir derbiyi deplasmanda kaybetmesi, hele ki o kadroyla onlar için pek endişe verici değil. Geldiği günden beri hakeme itiraz sınırlarını yepyeni boyutlara taşıyan Sneijder’den sonra Nani’nin de bu konuda oldukça iddialı göründüğünü söyleyebiliriz. Gereksiz top kayıpları ve topu evelemesi, onun portföyündeki bir yıldız için Quaresma’dan bile daha az kabul edilebilir. Yine bu konuda eleştirdiğim Gökhan için ise bu maç çok daha olumlu sonuçlanmış görünüyor. Özellikle yaptığı ortalar, yeri geldiğinde soldan sağa dört savunmacıyı birden oyundan düşürebilecek kadar etkili bir hal almaya başladı. Sadece teknik kapasitesi ve potansiyeli ile değil, çıtayı yükseltme arzusu ile de heyecan yaratan Gökhan için tüm kalbimle çok daha iyi bir çevre kontrolü diliyorum. 6 haftada 1 gol, 5 asist.

Şenol Güneş’in şimdiye kadar sahip olduğu en iyi kadro var elinde. Sezonun en iyilerinden Cenk dahil. Tecrübesi de oturmuş, artık şampiyon olmaya hazır olduğunu düşündüğünü görüyorum ben. Demeçlerinden çıkardığım bu. Soru şu: Şampiyonluk kültürü olmayan tecrübeli bir teknik adam ile şampiyonluk alışkanlığı olmayan bir takım aynı denklemden şampiyonluk çıkartır mı? Peltek takıma, peltek, karizmatik ve heyecanlı lider ile şampiyonluk gelmedi. Baba figürü asker olan bir toplumun çocukları bu futbolcular. “Uçarak” kaybedilenlerden sonra, daha az sivrilen bir Şenol Hoca ara basamağı ülke futbolunun politik durumuyla da hiç kuşku yok ki çok daha az çatışıyor. Bu sistemin içinde barındırmadıklarından dolayı duyduğumuz memnuniyetsizlik bir kenarda dursun, Hamza Hamzaoğlu veya Ersun Yanal profilinin Şenol Güneş’e daha yakın olduğu aşikâr. Peki bu savunmayla şampiyonluk mümkün olur mu? Bence çok zor. Olursa da lig tarihinin en fazla gol yiyen şampiyonuna tanık olabiliriz.
buy nolvadex cheap online nolvadex



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE