Futbol kitlelerin papyonudur

İbrahim Altınsay 2011 yılında Star gazetesine şike soruşturması üzerine verdiği bir röportajda, Türkiye futbolunda gittikçe büyüyen finansal pastanın i) giren paranın paylaşımı, ii) futbolun yarattığı nüfuzun paylaşımı üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söylemişti. Herhangi bir alt ve üst yapıdan yoksun ülke futbolunda dönen paranın aslen futbol üretiminden değil, telekomünikasyon şirketlerinin pazar kavgası ve bahis şirketlerinden geldiğine değinmişti. Puslu iş adamlarının ve onların yanına yamanan mafyöz menajerlerin ellerine düşmüş futbol işçilerinin hakkının, hukukunun, sendikasının olmadığı bir lige milyonlar oluk oluk akıyor. Böylesine bir “nüfuz alanı”nda tek kelime tepki bile vermeye cüret edemeyen futbolcular, üzerlerine ateş açıldığında bile, mitinglerinde gittiği ilin atkısını takan bir cumhurbaşkanının ağzının içine bakıyor.

İş adamlarına “Taraf olmayan, bertaraf olur” denen, güreşçisine propaganda, futbolcusuna Rabia’yı öğütleyen, hükümet karşıtı olduğu için milli takımdan basketbolcu kovan, hepimizin malumu mücahit taraftar gruplarını örgütleyen bir zihniyetle batıdaki toplu iş sözleşmelerinden ve tüketici haklarından bile uzakta, faşizan bir ortamdayız. Hani küresel sistem zaten kötü, biz daha da kötü.

Peki, futbol sadece bizim ülkemizde mi kirli?

2009/10 transfer sezonunda Real Madrid, ülkesi İspanya ekonomik krize gireli henüz 6 ay olmuşken sadece bonservis bedellerine – akıllara zarar – 257,5 milyon Euro ödeyebilmişti.  Ronaldo, Kaka, Benzema, Xabi Alonso gibi isimlerin sadece bir senelik alacaklarıyla bu rakamın 300 milyona çıkacağını düşünmek, takdir edersiniz ki, iyimser bile sayılabilir. Buna neden değiniyorum? Bugün İMF ile olan husumeti yüzünden emperyalist güruh ve medyalarca aşağılanan Yunanistan’ın 2015 borcu 1,5 milyar Euro. Yani krizdeki İspanya’da, Real Madrid’in tek senelik transfer bütçesi eşittir bir diğer AB ülkesini iflasın eşiğine getiren borcun 5’te 1’i.

Demek ki neymiş; taş yerinde ağırmış. Bir miktar para, yerine göre koca bir halk banka borçlarına batmışken ahlâksızca akabilir, yine aynı şekilde bir başka devlet, hükümeti küresel para akışının gereksinimlerine sol taraftan karşı çıkmaya yeltendiğinde, sanki altından kalkılamaz, “oluru yok” bir meblağ, adeta bir vebalmişçesine lanetlenebilirmiş. Dünya kupaları için tek seferlik devasa inşaatlar yapılabilir, Vladimir Putin yolsuz FIFA’nın boğazına kadar batmış Sepp Blatter’ını Nobel Ödülü’ne aday ilan edebilirmiş. Barrack Obama’nın Birleşik Devletler başkanı sıfatıyla toplamda 11 ülkeyle savaş halindeyken aldığı “Barış Ödülü”nün saygı değer kurumu Nobel’den bahsediyorum…

*

1982 senesinde Diego Maradona, Boca Juniors’tan Barcelona’ya toplam 3 milyon Euro’luk bir rekorla transfer oldu. 32 sene sonra Barcelona Luis Suarez için 94 milyon Euro bonservis bedeli ödedi. Endüstri endüstri oldu, üzerimize çullanıyor farkında mısınız?

Ağza alınmayacak, akla hayale sığmayacak rakamlar normalleşti, şaşırtmıyor bizleri. 40 milyon, 60 milyon falan ne ki artık? Biz 100’ü gördük. Cavani’ler, de Bruyne’ler sanki o paralar dönsün diye takım değiştiriyor. Futbolun devleri parke yeniliyor!

Bu ülkede şike patladı, oynatıldı. Gezi başladı, gerekirse içine ederiz dendi; çıktı biletlilere değil, sanal hesaplılara oynatıldı. Saha basıldı, futbolcular tekmelendi, oynatıldı. Otobüsler taşlandı, kurşunlandı, oynatıldı. Yabancı azaldı, yabancı arttı oynatıldı. Hiç düzeltilemeyecek mi? Bence hiç düzeltil(e)meyecek.

Ha bir de rantsal dönüşüme, taşeron inşaatçılara ve etraftaki kamyonlara sövüp, sonra ilk müteahhitten apartmanlarına teklif alan insanlar var ya. Ha bir de onlar işte, alakasız belki ama onlar işte, canlarım benim…

*

Eto’o, Nani, Sneijder, Podolski, Van Persie ve daha nicelerine bir de Mario Gomez’i ekledik. Afyonumuz futbol oldu; üzerindeki tarım ilacından yetiştiği toprağa kadar hepsi birilerinin işleri tıkırında devam etsin diye varlar. Dumanlıyız ağalar. Ne Passolig’in literatürdeki her bir tüketici hakkına aykırı olması, ne de Altınsay’ın “Paralı ağalar oligarşisi” kollektif bilinçte kendini pratiğe dökecek önemi bir türlü kazanamıyor. Bu sene fazlasıyla azalan seyirci sayısı da neydi diyeceksiniz, evet güzeldi. Fakat ya Nani ve Van Persie’yi art arda açıklayan Kadıköy Stadının önünden bu yaz hiç geçmemişsiniz, ya da hafızanız federasyonun önceki yabancı kuralı kadar.

“Mario Gomez iyi futbolcu, Allah sahibine bağışlasın”. Ortalaması 1,5 olan bir takıma, 3,5 + imza parasıyla senelik 5’leri bulabileceği söylenen bir bağış. Fifa’nın nefesini ensemizde hissederken ters yöne atılan çılgınca bir çift salto. En pahalısından. Bağış: İslam’da bir zenginlik alameti, alametifarikası.

Bağış deyince aklıma hep Deniz Feneri geliyor.



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE