Bye bye Biliç

Önce laptopun CD sürücüsüne uzun yıllardır dinlemediğim 1993 yılında Iron Maiden’dan ayrılan ve daha sonra geri dönen Bruce Dickinson’ın o dönemki son konser şov kaydı olan Bye Bye Bruce albümünü koyuyorum. Be Quick or Be Death ile giriyorlar konsere…

 

Şampiyon olduğumuzu varsayıp, kutlama için Beşiktaş meydanda kurulacak sahneye çıkan Biliç ve grubunun söyleyeceği heavy metal ve rock ‘n roll parçaları ile süslü, hem sahne hem de sezon performansını anlatacak bir yazı ondan önce bir imajinasyon idi elbette. Şu yazının yazıldığı vakitte GS maçı bitmiş ve tatsız bir şekilde klavyenin başına oturmuş bulunuyorum. Tatsızlık, iyi oyun oynamış olmamıza ragmen mağlup ayrıldığımız maç yüzünden değil elbette.

 

Muhetemelen diğer arkadaşlar kapsamlı bir şekilde sezonun analizini yapacaklar, Biliç’in son durumuna ilişkin görüşlerini yazacaklardır. Ben burada stadı bitiremeyen, Önder Hoca’yı yollamak gibi yanlış kararlar alan, amatör branşlar konusunda taşın altına elini sokmayan vs uzatılabilecek birçok geçerli argumanları ve daha fazlasını saymayacağım. Bunun yanında narsisitik doyum yaşayamayan, kendi kimlik tanımını tribün üzerinden yapan, hep bir “öteki” yaratma ihtiyacı hisseden ve ortaya çıkan her olumsuz koşulda kendi benliğinin önüne geçen takımı için, içinde bastırdığı agresif dürtüleri dışa vuran, fanatizme tutunan on binlere de eleştiri getirme niyetinde değilim. Beşiktaş’ı 50 milyon Avro’dan ettin diyen Güntekin gibileri de kale almıyorum ek olarak.

 

Dünya’ya soldan bakıyor oluşu, rock müzisyeni olması, taraftar ile sıcak diyaloğu, umursamaz şekilde canlı yayında Ömer Güvenç’e ve medyaya laf sokuşları, bu takımın çizgisine ve duruşuna sahip çıkması, Biliç’e karşı duyduğumuz romantizmin sebeplerinden birkaçı sadece. Bunlara da girmiyorum.

 

2013 yılında Jurgen Klopp bir röportajında “Wenger ve takımı orkestra gibi oynuyor ama ben Heavy Metali tercih ederim” şeklindeki sıradışı sözlerinden birkaç ay sonra Biliç de Ali Ece’ye çok sıcak ve samimi bir röportaj vermişti. Okuyanlar hatırlayacaklardır, orada yetenekli kollektif oyununu Pink Floyd’a değil de birbirinden yetenekli ve kendi işlerini çok iyi yapan oyuncuları olduğu için Iron Maiden’a benzetmişti. AC&DC, Motorhead aşkından da bahseden muhterem, bir kere daha beni şaşırtmıştı. Tabii Iron Maiden şaşırtıcı değildi benim için. Azılı bir West Ham United fanı olan ve sık sık maçlara giden ve antrenmanlarına katılan basçı Steve Harris (SH) konu dahilinde olunca ve o takımın oyuncularından biri de Biliç olduğuna göre, taşlar yerine kolaylıkla oturuveriyordu. Birçok kişi belki bilmez, Hırvatistan Iron Maiden fun clubının çıkarttığı SH-Clairvoyant kitabında da Biliç ile yapılmış bir röportaj bulunmakta ve Kerrang gibi heavy metal magazinlerinde kendisi için yazılar bulunmakta. Hatta Victor Valdes, Kesey Keller, Daniel Agger’ın da metal müzik fanları olduğuna dair dip notlar, Biliç’in 2004 yılında birlikte albüm çıkarttığı Alternatif Rock grubu Rawbau’yu dinlerken dikkatimi çekmişti.

 

Biliç’in büyük bir fanı olduğu Heavy Metal’in tohumları 60’lı yıllarda Black Sabbath tarafından Birmingham işçi barlarında atılıp, günümüze değin evrilerek gelse de hep limitleri zorlayan, kalıplara sığmayan, kültür – karşı kültürünü oluşturabilen, isyanın ve mücadelenin müziği olmuştur.

 

Bir taraftan da kişilerin dinlediği, sevdiği, sahiplendiği müziklerde, onların kimliklerinden de izler bulabiliriz. Tanıyabildiğimiz kadarıyla da Slaven’in karakteri, saha içi ve dışındaki söylem ve  davranışları metalciliği ile pekâla uyum içinde sürüp gitmekte. Bu durumu da dilerim kesilmeden, eğilip bükülmeden devam eder ömrü hayatında.

 

Yukarıda da bahsettiğim gibi çok argumanım vardı teknik direktörün değişmemesi, O’nunla devam edilmesi ve yaşanan sıkıntılara göğüs gerilmesi konusunda.

 

İyi ki bu farklı adamı tanımışız. Uzun yıllardır bu taraftarın unuttuğu heyecanı hatırlattığı ve yokluk içinde bulunabilen var olabilme mücadelesini bizlere gösterdiği için.

Kendisini de Maiden’dan Running Free’nin son dizesi ile selamlıyorum son kertede.

 

Now all the boys are after me, and that’s the way it’s gonna be……

 

Keep the Horns Rising Slaven…



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE