Bir adamın hikâyesi: Slaven Biliç

“The Doors değil, Beatles da değil, Iron Maiden gibi takımız.” dediğinde, Beşiktaş’ı Iron Maiden müzikalitesi ekseninde değerlendirdiğinde, haksızlıklara karşı yumruğunu kaldırdığında, Beşiktaş’a geldikten sonra kederden saçı sakalı birbirine karışıp dış görünüşünde bariz bir yaşlanma hissettiğimizde, Biliç çoktan biz, Beşiktaş’ı her şeyden önce düşünen deliler gibi olmuştu. Kumkapı’da bir meyhanede rakı içtiğini duyduğumuzda eminim ki benim gibi herkes “Keşke bardaklarımızı kaldırıp, Beşiktaş’ın şampiyonluğuna içebilsek hep beraber, aynı masada Biliç hocamla” demiştir. Sol Bek adı, belki de Biliç’in öğrendiği ilk Türkçe kelime olmasaydı, bugün burada yazmıyor olurduk. Şimdi biraz zaman yolculuğuna, Biliç’i daha iyi tanıyalım derim ben…

Slaven Biliç, müzikle ilgilenen, hatta ‘New era Rawbau’ adlı müzik grubunun gitaristi. 1968 Yugoslavya doğumlu, Hırvat avukat, futbolcu ve teknik direktör.

1988 yılında Split’te başladığı futbolculuk kariyeri, 1993 yılına dek sürdü. Bu süre zarfında da 1 Yugoslavya Kupası, 1 lig şampiyonluğu yaşadı. Biliç, ülkesinde iki sezonu kiralık olarak başka takımlarda olmak üzere 142 maça çıkıp stoper mevkiinde olmasına rağmen 20 gol attı. Ardından da Almanya’nın yolunu tuttu ve Karlsruher takımına transfer oldu. İlk sezonunda UEFA Kupası’nda yarı final oynadı takımı. Üç sezon başarılı bir şekilde formasını giydiği Alman ekibinde takım kaptanı olduğunda “Bundesliga’da ilk yabancı takım kaptanı” unvanının da sahibiydi. Bundesliga’da 54 maç sahaya çıktı, 5 defa fileleri havalandırdı ve 1994 yılında “Yılın En İyi Defans Oyuncusu” seçildi.

Slaven Biliç, 1996 yılında İngiliz takımı West Ham’ın teklifine hayır demeyip ve kulüp rekorunu kırıp Premier Lig’e “merhaba” dedi. West Ham’da bir sezon forma giyen Biliç 48 maç görev alıp, 2 gole imza attı. Bir sonraki sezon ise adresi Everton olacaktı ama O’nun aklı Avrupa Şampiyonası’ndaydı!. Biliç’in ülkesi Hırvatistan aynı sene İngiltere’de düzenlenen Euro 96’ya katılmaya hak kazandı ve Biliç de 22 kişilik kadroda yerini aldı. Hırvatlar, çeyrek finale kadar ilerlediler. Aynı zamanda turnuvanın şampiyonu olan Almanya ile bu turda mücadele edip, şanssız bir şekilde elendiler. Euro 96’dan iki sene sonra Fransa’da düzenlenen FIFA Dünya Şampiyonası’nda, Biliç’li Hırvatistan büyük bir başarı elde ederek üçüncü oldu.

1997 senesinde Everton ile anlaştı. Üç sezon Everton formasını giyen Biliç, takımın hocası Kendall tarafından stoper yerine, orta sahada oynatılınca pek de verimli olamadı. Sadece 28 maçta forma giydi, hiç gol atamadı. Futbolculuk kariyerinin yavaş yavaş sonuna gelmişti. Ülkesine dönerek, Split’te bu sevdaya bir son vermek istemişti. Öyle de oldu, Hajduk Split ile son 9 maçına çıktı ve jübilesini futbola başladığı kulüpte yaptı.

Ertesi sezon yine Split’e bu sefer teknik direktör olacaktı. Bir sezon görev yaptı, ardından Hırvatistan U-21 takımında göreve başladı. Görev yaptığı iki sezonun ardından 6 sene hocalık yapacağı Hırvatistan ulusal takımının başına geçti. Euro 2008’de çeyrek finalde Türkiye’ye penaltılarla elendi Hırvatistan. 2010 Dünya Kupası’na katılmayı başaramasa da takımın başında kaldı. Euro 2012’de ise Play Off’lardaki rakibi bir önceki Avrupa Şampiyonası’nda elendiği Türkiye’ydi. Bu sefer Hırvatlar, Türkiye’yi rahat geçse de gruplarda elenmekten kurtulamadılar.

Slaven Biliç bu uzun sürenin ardından kulüp takımı çalıştırmak istiyordu, adres Rusya’nın Lokomotif Moskova takımıydı. Futbol kariyerinin en başarısız dönemini burada yaşadı ve takımı ligi dokuzuncu sırada tamamlayınca kulüpten ayrıldı. 2013 yılında da Beşiktaş’a teknik direktör olarak geldi.

Evet, Slaven Biliç’in 1988’de başlayan futbolculuk ve teknik direktörlük hikâyesinin son iki senesinin içinde siyah beyazlı takımımız ve elbette bizler varız. Bu hikâyenin bizi daha çok ilgilendiren kısmına, yani bu iki seneye bakacak olursak…

Beşiktaş’ımızın başında çıktığı ilk maç Tromso maçı olan Biliç, o günden bugüne kadar toplam 94 resmi maça çıkarken 50 maçı galibiyetle 22 maçı ise beraberlikle bitirmiş. 94 maçın 72’sinde puan ya da puanlarla sahadan ayrılırken, Biliçli Beşiktaş son sezonunda belki de kendi tarihinde bir ilk olarak 56 maç oynamış. Bu denli yoğun bir maç takvimi, mabedsiz; göçebe bir Beşiktaş bu sezon 69 puan toplamışken ve bu çok net ortadayken; Biliç’e “başarısız oldu” demek; kolaycılığa kaçmak olmuyor mu biraz? Pratikte Beşiktaş şampiyon olamadı evet, peki bu Biliç’in başarısızlığı mıdır? Şampiyonluğun kaçmasında yaşanan mağlubiyetlerde tabii ki payı vardır, ancak bunlar giderilemeyecek hatalar mıdır?

Bizim Beşiktaş taraftarı bazen çok gereksiz, kapıları vuran ergen modelinde reaksiyonlar verdiğini daimi söylemişimdir. Havaalanında beş metre ötesinden küfredenlere karşı, son futbolcusu otobüse binene kadar otobüsün dışında bekleyen karakartal yürekli Biliç kalacak gözümüzde. Biraz önce sorduğum sorulara tekrar gelecek olursam:

Kapalı’sı, Eski Açık’ı, Yeni Açık’ı hatta Numaralı’sı yanında olan Beşiktaşlı Biliç, hataları çözebilecek güçteydi ve emin olun her şeyin farkındaydı. Ama siz pek umursamadınız!



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE