Tutundurulmayanlar

Bitmek bilmeyen, “seksenlerin sonunda doksanların başında doğan nesil” geyiğine mensup ve sonrasında gelenlerin Beşiktaşlı olanları hayatlarının ilkbaharını sportif başarı bekleyip elde edemeyerek, derbi günü yemeğine, tatlısına iddiaya girip derbi sonrası genelde ödeyen taraf olarak, kısacası hayal kurup o hayalleri yutarak geçirmek durumunda kaldı. Hak yemeden söylemek gerekirse Beşiktaş Camiası içinde olmak bile yeterlidir insana, eğer mutlu olmaksa mesele. Ancak büyüklerin bize anlattığı efsanelerin benzerlerine tanıklık edeceğimize inandığımız neredeyse her sezon gerek memleketin her karışından tanışık olduğumuz haksızlıklarla, gerekse aciz yönetimler ve transfer politikalarıyla Süleyman Seba’nın bahsettiği şerefli ikincilikler ile “biz paramıza bakalım” ruhsuzluğunda umursamaz üçüncülükler arasında mekik dokunmaya başlanmıştı. Bu olumsuzluklar devam ederken başa gelen yönetim bir plan sundu önümüze. Dediler ki bu işe profesyoneller bakacak. Sallama çay poşetinin kaynar suya girip çıkma hızıyla teknik direktör değiştiren, nereden niye geldiği bilinmeyen ve üstüne üstlük neden ısrarla kadroda kalmaya devam ettiği de eş meçhuliyete sahip futbolculardan örülü takımın artık planlı programlı ilerleyeceği anlatıldı camiaya.

Bu yolda tanıştığımız ve hakkında pek bir bilgi sahibi olmamamıza rağmen ilk basın toplantısıyla birlikte hitabeti ve duruşu ile kendisine kanımızın ısınmasına sebep olan Önder Özen bizi Balkanlar’dan gelen bir adam ile kaynaştırdı. Aynı kaynaktan gelen hava olaylarının aksine sıcak tavırları, kendine has açıklamaları ve geldiği sezonun ilk haftalarından itibaren oynattığı futbol ile FEDA döneminde yıpranan ama yeniden alevlenmeye hazır olan taraftarın aradığı kıvılcım olacak gibiydi. En azından bir evi olmayan ve mali sorunlarla boğuşan kulübün ve fertlerinin acısını hafifletecek gibi görünüyordu. İlk sezonunun sonunda şampiyonluğu yitirmemize ve hatta Şampiyonlar Ligi şansını bile kaçırmamıza rağmen kimse Slaven Bilic isminin ayrılığını getirmiyordu aklına. İkinci sezonunda takımı Avrupa’da lider konumda gruptan çıkartmak ve Liverpool denilen laneti üzerimizden kaldırmak gibi bir senede ulaşılması güç başarıların yanında altı yıl sonra takımı son dört haftaya lider konumda sokmayı başardı. Dürüst olmak gerekirse iki sezonun da finalini oynayamamamız ve özellikle bu sezon, ikinci yarıdaki Trabzonspor maçı haricinde, hiçbir avantaj sağlayan maçı kazanamamamız benim kafamı kurcalamakta. Ancak bütün zorluklara rağmen yılmadan çalışan, medyanın maksatlı sorularına asla boyun eğmeyip, “Hiç kimse umudumuzu bizden söküp alamaz!” tarzı yarı gerçekçi, yarı hayalperest sözlerin altına imzasını atan, istediği transferler yapılamamasına rağmen elindeki ile en iyisini yapmaya çalışan bu sempatik adama yeni stad ile bir şans daha vermemek ona yapılan bir haksızlıktır.

Geldiğimiz noktada kulüp için her anlamda zorlu geçen iki yılda yaptıkları için ona teşekkür etmek yapabileceklerimizin en azıdır. Biz kulübede bizimle birlikte sevinip, üzülen, verilen sürede yeterli olamadıysa bile yıllar sonra takıma yeniden bir kimlik ve hareket kazandıran, rakip taraftarların dahi şampiyonluğu hak eden takımın Beşiktaş olduğunu kabullenmesini sağlayan bu insanı çok sevdik. Belki bizim bir bestemiz, bir şekilde döne dolaşa onun kulağına çalınır… Hoşça kal Slaven Biliç!



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE