Süreklilik arz etmeden ekol olamazsınız

Spor ufku üç büyükler medyasından ileriye gitmeyenlerin kafasında, yıldızı sönük Sercan Yıldırım’lar, Bursa’dan başka yerde yapamayan, hercai Volkan Şen’ler, havlular ve İskender kebaplar şeklinde yer eden bir şehrin, takımının alt yapı maçlarını bile 400, 500 kişinin izlemesinden gurur duyan Ozan Tufan’lar gibi, Ozan İpek’ler, Enes Ünal’lar, Serdar Aziz’ler, (her ne kadar takımını Sercan gibi yüzüstü bırakıp gittiği için şehirde sevilmese de) şu an koca bir takımın gol yükünü tek başına üstlenen Muhammed Demir’ler gibi altyapı ürünleri veren bir altyapı ekolü olması nasıl olur? Babalarının oğullarından, şehrin genç yeteneklerine kadar hepsine kapısını açarak, diğer şehirlerin sunduğu imkanları aşarak, sporcu aileleri için yaşanması daha cazip bir yere gelmek muhakkak iyi bir başlangıçtır. Yerel medya ve paylaşılan köklü değer algısı da bunu keza devam ettirir.

Biraz elmayla armudu karıştıralım. Bir futbol harikası olan Ajax altyapısını Türkiye’de kendisine örnek alan tek takım olan Bursaspor’un son dönemlerdeki gözle görülür yükselişinin tesadüfi olduğunu düşünme gafletinde bulunanlar, Tofaş Bursa’nın 96-97 sezonu Koraç Kupası finali oynadığını bilirler mi? Şehrin farkındalığının devamlı oraları tırmaladığını fark ederler mi? Sporda süreklilik arz etmeden ekol olamazsınız.

İstanbul

Hırvatistan U-21’den A-takım teknik direktörlüğüne yükseldiğinde, ilk iş olarak Eduardo da Silva, Luka Modric ve Vedran Corluka’yı, Pletikosa, Srna, Mandzukic, Kranjcar ve Kovac’ın yanına monte ederek adeta ülkesinin futbol damarını yeniden kabartan ve bu üç oyuncunun hepsini sonradan İngiltere’ye yollayan bir teknik adamın Türkiye’deki oyuncu yetiştirme başarısına bir bakalım:

Bilic geldiğinden beri takımın oyuncularının piyasa değeri artışı; Kerim, Ersan, Sosa 1.5 milyon EU. Pedro, Motta, Demba 2.5 milyon EU. Necip 3.7 milyon EU. Veli 4.9 milyon EU. Töre 5 milyon EU. Oğuzhan 6.2 milyon EU. Olcay 7 milyon EU. Atınç, Cenk, Serdar, Günay gibi isimlerle toplam 43.25 milyon EU değer artışı.

Yaşı ilerleyen Uğur Boral ile Atiba ve sürekli sakatlıktan kurtulamayan İsmail dışında takımdaki her oyuncunun kendini geliştirdiği bir futbol takımı.

Önceki 9 sezonda toplam 11 hafta zirvede kalabilen bir takıma henüz iki sezonda bu sayıyı geçirten ve sürekli “oraları tırmalayan” bir takım hüviyetine büründüren bir futbol adamı. G.S.’nin Şampiyonlar Ligi rutinini ve F.B.’nin daimi şampiyonluk muhabbetini, özlemekten kovalamaya geçen bir futbol takımı.

Üstelik bütün bunları statsız ve görece parasız yapan, Beşiktaş’a kompakt, direkt, akışkan, hızlı hücumcu ve eşitlikçi bir karakter bağışlama gayretinde olan bir futbol adamı Slaven Biliç. Şimdi ben bunda gelecek görmeyeyim de neyde göreyim?

İki rakibinden birinin bütün takımla hatta kenardakilerle baskı kurduğu, diğerinin kadrosunun hiçbir zaman kötü olmadığı bir yarışa sağlam takım savunması ve ok gibi fırlayan çabukluğuyla bir oyun ekolü çok yerinde bir üslup olmaz mı?

Ne alırdınız?

Ülkenin ilk spor kulübü olarak en büyük spor ekolü olmak istiyorsak; mesela Avrupa Kadın Voleybolu’nun son beş finalinden dördünü üç farklı takımla kazanıp, Sovyetler Birliği’ni geride bırakarak İtalya’dan sonra Avrupa’nın en büyük ikinci Voleybol ülkesi haline gelen Türkiye’de, küme düşmeyerek başlayabiliriz.

Türkiye’de rakipsiz olmasına rağmen senelerdir Avrupa eşiğini aşamayan hentbol takımımızla bu yolu ilk açanlar olabiliriz. Obradovic’lerin yarıştığı bir ligde, basketbol takımının kaynaklarını arttırabiliriz.

Kimi gönderip, kimde sabredeceğimizi sebeplendiremediğimiz hislerle değil, durum analizi ve futbolun kıyaslarıyla sahici bir potansiyel ölçümünde neticelendirerek karara bağlayabiliriz. Sadece topçu değil, spor adamları da yetiştirebilmeliyiz.



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE