Gordon’un Beşiktaşı geri geldi mi?

Taraftar Biliç’i seviyor, ben de seviyorum. Taraftar bu takımın oyuncularını da seviyor, ben de birkaç istisna dışında seviyorum. Taraftar, hatta Metin Tekin, Önder Özen bile bu takımı zaman zaman Gordon’un takımıyla kıyaslıyor. İşte bu konuda aynı fikirde değilim. Oyuncuların karakterleri o dönemin ruhunu anımsatsa da, oyun kalitesi ve kurgusu efsane Beşiktaş döneminden çok uzak.

Biliç’in başında olduğu Beşiktaş’ın futbol sahasındaki en büyük başarıları hiç kuşkusuz bu yıl İngiliz takımlarına karşı sergilediği futbol oldu. Arsenal, Tottenham ve Liverpool maçlarında oynanan futbola diyecek yok. Feyenoord maçlarını da unutmayalım. Bu dört takımla yapılan maçlar dışında, özellikle de ligde, oyun kalitesinin düştüğü malumumuz. Sadece bu istatistik bile Gordon’un takımıyla Biliç’in takımı arasındaki farkı göstermeye yeter. Gordon dönemindeki istikrar henüz bu takımda yok. İkinci eksik ise oyun düzeni ve maça hakim olma konuları.

Beşiktaş bu yıl kazandığı birçok maçta bile 90 dakikayı rakibe dar eden bir görüntü çizemedi. Kapanan takımlara karşı oyunu açmak için bir kurgusu yok. Bireysel becerilere güvenen bir hali var. Oysa Gordon döneminde her maç onlarca orta yapan Rıza, sürpriz golleri ve ara paslarıyla ortaya çıkan Şifo Mehmet ve hepsinden önemlisi tam saha baskıyla rakibi hataya zorlayan bir sistem vardı. Atom Karınca Rıza’nın ortaları bilinir ama durdurulamazdı. Metin ve zaman zaman Ali’nin de gelmesiyle sağ kanatta yaratılan varyasyonlar, özellikle Walsh döneminde soldan gelen ortalar önceden çalışılmış ve ezberlenmiş oyunlardı. Basit ama etkiliydiler. Bugün Biliç’in Beşiktaşı’nda rakibin kapalı defansını açacak kurgulanmış bir oyundan bahsetmek zor. Topu Gökhan’a verip onun kişisel becerilerinin sonucunda gole ya da pozisyona kavuşmayı bu sınıfa sokmak büyük haksızlık olur.

Sadece hücüm değil savunmada da büyük eksiklikler var. Gordon’un takım oyunu Beşiktaş’ın Kadir-Gökhan-Ulvi-Recep’ten oluşan dörtlüsünü Türkiye’nin en zor gol yiyen ekiplerinden biri yapmıştı. Bugünkü Beşiktaş ne zaman gol atmak için yüklense savunmada açık veriyor. Bu yıl alınan 19 galibiyetin sadece 7’sinde Beşiktaş gol yemedi. Bu 7 maçın üç tanesi 1-0 bitti. Biliç’in takımı üçten fazla gol attığı maçların sadece birini gol yemeden noktaladı.

Maçlarda dinlediğim konuşmalar taraftarın çoğunun oyun sisteminden çok galibiyetle ilgilendiğini gösteriyor. Top kontrolü yerlerde sürünen Olcay’ı bile gol attığı sürece kahraman yapan bir taraftar kitlesinin Gordon dönemini anlaması zor. Bu takımın efsane kadroyu anımsatan tek yanı belki de oyuncu kalitesi. Ülkenin içinde bulunduğu ahlaki çöküşe rağmen, “efendi” diyebileceğimiz oyuncular çoğunlukta. Gerçek taraftar için bu, şampiyonluktan her zaman daha değerli.

Bütün bunlar Beşiktaş futbol takımının şampiyon olamayacağı anlamına gelmiyor haliyle. Gordon Milne de ilk iki yıl takımı şampiyon yapamamıştı. Biliç belki de bu yıl Beşiktaş’ı ligin kalitesizliğinin de yardımıyla şampiyon yapacak. Şampiyonluk gelse bile bir efsane takımdan bahsetmek için çok erken. Lig bitmeden biz bunları yazalım ki sonuçlara göre konuşmuş olmayalım. Biliç gibi akıllı bir hocanın bu eksiklikleri görüp gelecek yıl takımı bir basamak daha yukarıya taşımasını ümit edelim. Yolu uzun olsa da Biliç’in hedefi şampiyonlukla sınırlı kalmasın, amaç yeni bir efsane yaratmak olsun.



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE