16. yüzyıldan gelen Beşiktaş tanımı

Kelime büyücüsü diyebileceğimiz ve yaşadığı yüzyılla kalmayıp günümüzde eserleri hâlâ çevrilmeye, okunmaya, oynanmaya devam eden William Shakespeare’i (1564-1616) anlamaya çalıştığım zamanların üstünden pek de uzun zaman geçmedi.

İnsanlığa ve insan olmanın gerektirdiklerine karşı büyük sözler sarf etmiş insanların aşk tanımlarını Beşiktaş’la özdeşleştirmeye çalışmam ise biraz daha eskiye, Zeki Demirkubuz’un ‘Masumiyet’ ve ‘Kader’indeki Bekir’in Uğur’a olan aşkını çözümlediğim zamana, dayanıyor.

“William Shakespeare bugün yaşasaydı Beşiktaşlı olurdu” gibi anlamsız bir laf etmeyeceğim, hayır. Ama kafasındaki aşk tanımının nasıl Demirkubuz’un ‘Kader’indeki aşk tanımını Beşiktaş’la özdeşleştirebiliyorsak tam anlamıyla Shakespeare’in aşk tanımlarından bir tanesini de Beşiktaş’la eşdeğer tutabiliriz. Nasıl mı?

Sone-116 şöyle başlar:

“Love is not love

which alters when it alteration finds…”

“Aşk demem aşka,

değişik durumlarda değişip duruyorsa…”

Bize, Beşiktaşlılığa ne kadar yakın değil mi?

Bir durup düşünün. Yıllar önceye, çocukluk zamanlarınıza kadar gidin. Valerenga, Liverpool ve nice mağlubiyetler ya da kaçan şampiyonluklar… Yaşanılan haksızlıklar…

Hangi biri Beşiktaşlılığımızı negatif yönde değiştirdi yahut Beşiktaş’a olan bağlılığımızı eksi yönde değiştirdi?

Tam aksine, Ankaralı Ayhan’ın ‘Asi Ruh’ta da dediği gibi, başarısızlıklarda daha çok sarılmak istedik biz Beşiktaş’a. Kollamak istedik…

Biz Beşiktaş’a anlam yüklerken, belki de aşkın gerçek tanımını üstlenen şairlerin gözünden baktık fark etmeden Beşiktaş’a karşı.

Bu yüzdendir ki, aşkı kitaplardan değil Beşiktaş’tan öğrendik.

Sonra fark ettik ki aynıymış meğerse.



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE