“Adam” olmayalım “iyi insan” olalım

tolga-zengin-1

Maç oynanırken bir taraftarın kendi oyuncusunu yuhalanmasından daha hunharca bir şey olamaz. Buradaki gaye, yuhaladığı futbolcunun maçın geri kalan bölümünde iyice kötü oynaması, işleri iyice berbat etmesiyse o zaman sorun yok. Ama maç oynanırken topçusuna hep bir ağızdan sövmek biraz şuursuzluk gibi gelir bana. Kaldı ki futbolcunun üzerinde, tuttuğun takımın forması var.

Başka takımın taraftarı kendi futbolcusuna ne yapmış, niye yapmış bununla ilgilenmiyorum. Benim asıl derdim Brugge maçında Tolga’nın yuhalanması. O gün maçı televizyondan izleyenler Tolga’nın 61. dakikada yuhalanmaya başladığını düşünebilirler. Oysa daha esami listesi açıklandığında başlamıştı homurtular. Bu homurdanmayı toplu bir yuha çevirmek için küçük bir kıvılcım yetecekti.

Bu homurdanmanın nedeni neydi? Cenk’in hakkının yendiğini mi düşünüyordu, tribündeki 70 bin insan? Bunun da bir etkisi olabilir ama sorun biraz daha farklıydı bence.

Melek Anne

Beşiktaş’a transferi biraz trajik bir nedenden kaynaklanıyordu. Hasta olan annesine daha iyi tedavi yaptırabileceği İstanbul’a gelmek istiyordu Tolga ve gönlünde Beşiktaş vardı. Hatta bunun için Trabzonspor yönetimiyle de konuşup Beşiktaş’a transferi için izin istediği bile söyleniyordu. Beşiktaş taraftarı bu insani durumu hemen sahiplendi ve kucak açtı Tolga’ya. Kaptanlık pazu bandının ona verilmesine herkes sevindi neredeyse.

O acı gün gelip çattığında Dewe’nin pankartları yerini almıştı tribünlerde: “Bir MELEK Vardı Gönlü ZENGİN”, “Bütün Çarşı Annesiz Kaldı”. Tolga son dönemlerde Ernst’ten sonra en çabuk kabul edilen topçu oldu Beşiktaş’ta.

Şu “adamlık” meselesi

Bu karşılıklı bir ilişkiydi. Taraftar Tolga’ya, Tolga da taraftara sıcaktı. Ta ki 19 Mart 2015’e kadar. Ama aslında biraz öncesi de vardı bu işin. Belki de Tolga’nın haberi yoktu ama taraftar homurdanmaya başlamıştı. Mesela şu “adamlık” jargonu bu tatsızlıkta bir etken olmadı değil. Adamlık, her ne demekse ligimizde bunu sık sık dillendiren iki topçu var. Birincisi #20 numaralı şahıs, ikincisi de bizim Tolga. Bir insan niye sık sık adamlığından bahseder, bunu bir yetenekmiş gibi tekrarlar durur, bilmiyorum. Sürekli “biz adamız” diyen #20 numaralı şahsın yaptıklarına bakarak, adamlık denen şeyin, her fırsatta rakibine ve rakip hocalara küfretmek, boğaz kesme işareti yapmak, basın tribününe kol işareti yapmak ya da en azından, bak kavga var diyene tuzluğu alıp koşmak, olduğunu sanan insanlar mevcut. Tolga’nın adamlık meselesi ise bu tür vurdulu kırdılı, soktulu koydulu aksiyonlarla ilgili değil, ki öyle olsa zaten bu takımda barınması mümkün olmazdı. Ama burada da Trabzon’un ‘verilmeyen şampiyonluğu’na; “arkadaşlarını satmayacaksın” buyruğuna kilitlenip kalınmış bir adamlık sözkonusu. Trabzonspor formasını giydiği son haftalarda ekranlara, haklılığının verdiği sarsılmaz inançla “bunu (şike kastediliyor) yapanların yatacak yeri yok!” üzerinden payeyi vermişti ona zaten bir kısım medya. Geçen sezon kazanılan Elazığspor maçının ardından Jones ile ilgili soruya verdiği yanıt gibi: “Biz de herkes oynar, önemli değil; önemli olan adam gibi adamların oynaması, arkadaşlarını satmayan adamların oynaması.” Sorulan soru yeni transfer Jones’un performansı idi; ama adamımız bir hafta önceki Galatasaray derbisinde penaltı yaptıran Dany’e sallıyor. Bu öyle bir adamlık ki; her nedense devreye girdiği anda birilerine haddini bildirme, ayar çekme adamlığı. Kimseyi dışlamadan, hor görmeden ve inceden laf geçirmeden mümkün olamayan bir adamlık… Zaten bunun dışında bir pratiğe işaret etse adamlık demeye gerek kalmayacak; “iyi insan” demek yetecek.

Gezi öncesi Gezi sonrası

Futbola biraz sosyolojik ilgi gösterenlerin kolayca fark edebileceği bir gerçek vardır. Beşiktaş taraftarı dayatmalar karşısında diğer taraftardan biraz daha agresiftir, biraz daha başına buyruktur. Çarşı’nın bir ara neredeyse kulüpten çok konuşulmasına neden olan da bu tutumudur. Henüz Gezi Haziranı yaşanmadan, Köyiçi’nde toplanıp maça gitmeye çalışan taraftar her hafta gaz yemeye başlamıştı bile. Polisle bu taraftar arasında her zaman bir gerilim vardı, vardır. 2012 1 Mayısı sonrası oynanan neredeyse tüm iç saha maçlarına biber gazı kürü alarak çıktı Beşiktaşlılar. Gezi boyunca da agresiflik ve başına buyrukluk konusunda biraz öne çıktılar. Ayar verip duran, sözleriyle itip kakan herkese karşı bir refleks gelişti kendiliğinden. Beşiktaş’a gelen bir futbolcunun bu sosyopolitik gerçeği hemen kavramasını ve buna uygun davranmasını bekleyebiliriz elbette taraftar olarak. Adana Demirspor maçında Pedro’yu azarlamasının, bu taraftar üzerinde yaptığı etkiyi biraz da böyle anlamak lazım.

Bir Instagram paylaşımı

İşte Türkoğlu Türk’e bile ayar veren adamlığın ürettiği ‘şaheserler’den biri:

TZenginInst

Vatanın Milletin siyaseti olmaz. Vatanını seven aslan gibi bir delikanlı daha şehit edildi. Sanmayın ki bunlar yanınıza kalır, sanmayın ki bu topraklar sahipsiz kalır. Er geç kahpeliklerinizin de hesabı sorulur. Ruhun Şâd olsun ŞEHİDİM. Bazı yorumlara bakıyorum da entel olacağım diye her şeye muhalif olmuşsunuz. Yazdıklarının adresi açıkça bellidir. İster Türk ol ister Kürt ol ister Laz ol İster Çerkez ol vatanını sevdikten sonra hiç ama hiç önemli değil. Ekmeğinizi bölüp lokmamızı paylaştığımız Kürt kardeşlerimiz de var. Buna rağmen hala daha bu kahpeleri bu bölücüleri savunuyorsanız veyahut susalım diyorsanız Türkoğlu Türk’te olsanız yazdıklarım sizin içinde geçerlidir. (Kelimeler tamamen Tolga’nın yazdığı gibidir, düzelti yapmadık!)

Bir gencin ölümü karşısında üzülebilirsin. Duygulanabilirsin. Duygularını paylaşabilirsin de. Fakat bir futbolcu olarak duygularını paylaşırken gözetmen gerek asgari değerler olmalı. Bir üzüntüyü dile getirirken, daha cenaze kalkmamışken kahpelikten, hesap sormaktan söz ediyorsan, etnik kimlikleri çarpıştırıp birilerini hedef gösteriyorsan, duyarlı bir futbolcu gibi değil, azılı bir reis gibi algılanmaya başlamanın da kapısını aralayıverirsin. Dahası pek çoğumuzun duyarlı olduğu nefret suçu işlemenin de sınırlarında durursun.

Günün birinde ilk hatanda, daha önce duyamadığın homurtuların öfke çığlıklarına dönüşmesinin nedenini de anlayamazsın. Hele o “bizim Kürt kardeşlerimiz de var” klişesinin oradaki sakil duruşu, hafızalardaki kötü anıları canlandırdığında yuhalanmanı haksız bulanların bile sana sırtını döndüğünü görürsün.



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE