Önder Özen’in yarım kalan Beşiktaş’ı

onderozen

Bir futbol direktörü kısa, orta ve uzun vadede takımın planlamasını yapar. Kulübün elindeki ekonomik, idari ve altyapısal imkanlara göre, oyuncu geliştirip yüksek fiyata satmak mı, altyapıdan as ve milli takım oyuncusu çıkarmak mı mantıklı olur, takımın tecrübeye mi, gelişiminin gerektirdiği şansı yeteri kadar bulamayan futbolcuların başka takımlarda kazanacağı sürekli maç tecrübesine mi ihtiyaçları var; bunun için gerekli olan kardeş ve pilot takım ayarlamalarında dikkat edilmesi gereken unsurlar, kulüp içi maaş dengesi, scout (oyuncu izleme) ekibinin oyun felsefesi gereği oyuncuların hangi özelliklerine odaklanmaları gerektiği gibi binlerce parametreyi dikkate alır. Sahadaki takımın değil, futbol kulübünün arkasındaki beyindir. Teknik kadro ile idari kadro arasındaki olmazsa olmaz köprüdür.

Örnek olarak: Real Madrid’in Beckham, Zidane ve Figo’lu Los Galactios’undan beri defalarca teknik direktör değiştirmesine rağmen transfer politikasının hiç değişmemesinin sebebi budur. Teknik direktörler değişebilir ama takımın planlamasını yapanlar sabittir. Slaven Bilic de bu plana en uygun isim olarak, Özen tarafından takımın başına getirildi. Ve onun gelmesiyle birlikte takımın yakaladığı ivmeyi görmemek mümkün değil.


Biliç – Özen ikilisi

Özen geldiğinde durum çok açıktı. Stat yok, para yok, (Passolig ile birlikte) taraftar yok ve takımın kalitesi ezeli rakiplerle boy ölçüşebilecek seviyeden çok uzak. Belki de krizden fırsat çıkarmanın kitaplık dersi olarak federasyonun yabancı kısıtlaması iyi süzülerek bir transfer politikası uygulandı. Ve Biliç ile birlikte fark kapanmaya başladı. Kinayeler bezense dahi direkt olmayı başarabilen analitik üslubu ile gönüllerde taht kuran Önder Özen’in sezon başındaki istifasıyla belki de, birkaç sene içinde Türk futbolunun gelmiş geçmiş en iyi planlanan ve kendisinin de başyapıtı haline gelebilecek bir takımın ilerleme süreci yarıda kaldı. Bilic ve Özen ikilisinin örneğine ender rastlanan vizyonu ve kalitesine hayran olanlar olarak üzüldük. İdari ve teknik kadro arasındaki köprü olmak, her ikisinin de kalitesinden bağımsız bir durum ne de olsa. Bir taraftar olarak, camia içerisinde herhangi bir konuma ve bilgiye sahip olmadığım için bu ayrılık konusunda spekülasyonlar üretecek de değilim.


Yurdum yöneticiliği

Fakat ayrılma süreci öncesi, esnası ve sonrası gazete haberlerine bakıldığında yönetimdeki bazı spesifik isimlerin medyada kendilerine ciddi bir yer edindiğini görmek hiç de zor değil. Nitekim boşalan koltuğa birisini bulmak değil de yama yapmak şeklinde yorumladığım gelişmeler sonucunda, tekrardan hayatını bu işe adamış, eğitimli futbol adamlarının yerine medyatik iş adamlarını görmekten şahsen rahatsızım. Olaylı Tolgay transferi sonrası bir gazetede, Tolgay’la karşılıklı oturup bir şeyler konuşuyormuş gibi pozları çıkan Ahmet Nur Çebi’den bahsediyorum hani. Kendisi, şu kendi imkanlarımızla bastırdığımız fanzinde hakkında yazdıklarım için beni mazur görsün. İşin aslı, onun yerinde kim olsaydı burada onun adı anılacaktı. Çünkü kendisini bu şekilde ön plana çıkarmayı tercih ederek, geçen sezonun başında uygulamaya konulan ve bizleri ümitlendiren yapılanmanın aksi yönünde seyreden bir taşıt gibi. Böylesi bir uygulamayı hayata geçirmeyi başaran bir yönetimin, bu ileri görüşlülüğe gösterdiği alerjik bir reaksiyon adeta. Back to the yurdum yöneticiliği.

İkinci bir alerjik reaksiyon da ölçekçe daha büyük bir yerde, Futbol Federasyonu’nda baş gösterdi. Teknik direktörlük görevine ek olarak getirilen geniş kapsama alanı ile birlikte, Milli Takımlar Sorumlusu Fatih Terim önderliğinde, bir sene önce getirilen ve talimatlarda dört sene geçerli olacağı söylenen yabancı sınırlaması 180 derece ters bir kararla beşten on dörde -sayıyla: 5’ten 14’e- çıkarıldı.

Özen’in kazandırdıkları

Futbol endüstrisi uzun vadeli planlar yapabilmesi gereken şirketlerden oluşmalıdır ve bu şekilde yönetilmeleri gerekmektedir. Federasyonun koyduğu kurallar neticesinde sürdürülen bir transfer politikası, nihayetinde imzalanan üç-beş senelik kontratlar demektir. Eski düzenlemeyle yabancı sayılmayan gurbetçi futbolculara da yeni düzenlemeyle altı kişiyle sınırlama getiriliyor. Önceden hepsini toplayın diyen sistem, şimdi takımlara tam tersini dikte ediyor. Üstelik bu işin en acıklı tarafı ise yeni düzenlemeye getirdiği açıklamanın eskisiyle aynı olması. Kulüpler Birliği üyelerinin imzalarıyla desteklediği ve bu yabancı kararından zarar gören şüphesiz federasyonun önceki düzenlemesine göre planını-programını yapan Beşiktaş’tır. ‘Eğer hala Beşiktaş kulübünde çalışıyor olsaydım Federasyona dava açardım’ diyen Önder Özen, bu düzenlemenin altına imza atarken en azından kademeli geçişi bile şart gösteremeyen yönetimin bu konuda attığı adımlara inanamıyor olmalı. Şayet Terim’in açıklamasının hemen ardından yorumcu olarak katıldığı bir programda, futbol takımının planlama sürecine dair yaptığı yarım saatlik bir açıklamanın ardından “Fakat Beşiktaş yönetimi bu düzenlemenin altına imzasını attıysa ben boşuna konuşuyorum zaten” diyerek derdimize tercüman olmuştur.

Projelendirilen altyapı araçları ve eğitim kurumları, scouting’e (oyuncu izleme) getirilen yeni kriterler, yurt içi ve yurt dışından takımlarla yapılan partnerlik anlaşmaları, antrenman tesislerinin elden geçirilmesi, teknik kadroya yapılması gereken takviyeler gibi bir sürü girişim de Özen sürecinin diğer kazanımları. Onunla girilen büyük sıçramadan sonra planlanların hayata geçirilmesini izliyor ve bekliyoruz.



Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE