Beşiktaşlı doğulmaz Beşiktaşlı olunur!

Sene 1974, aylardan Temmuz, ilkokul 3. sınıftayım.  Kıbrıs Harekâtı nedeniyle İstanbul’da geceleri karartma uygulanıyor. Henüz hiçbir takımı tutmuyorum. Ailemin tamamı Fenerli olmasına rağmen okuldaki yakın arkadaşlarım da bir o kadar Beşiktaş’lı. Evde bazen Beşiktaş kelimesi kullansam ‘Sarıkanaryaların’, ‘Arabacılardan’ üstün olduğunu belirten sözler kullanılıyor. Siyah-Beyaz, Sarı-Lacivert renkler arasında uçuşan kalbim bir seçim yapamıyor. Bir gün Karakartal, bir başka gün ise Kanarya…

İşte tam bu kritik zamanda mahalle ve okul arkadaşım Ozan yetişiyor imdadıma. Ozan yalnız futbolu aramızda en iyi oynadığı için değil, aynı zamanda cesareti ve liderlik yeteneği ile yaşıtlarımızdan oluşan mahalle takımının da kaptanı üstelik. Bir öğlen vakti Temmuz sıcağında abilerimizin İstanbul, Göztepe ile Merdivenköy arasında ‘Dutluk Sahası’ dedikleri yerde aşağı mahalleden gelen yaşıtlarımızla ‘şampiyonluk’ maçı oynuyoruz. İlk devre bizim takımın 2-0 mağlubiyeti ile kapanıyor. Kimsenin ağzını bıçak açmıyor, hepimizde moraller sıfır. İşte tam bu sırada Ozan ellerini beline koyuyor, kaşlarını çatıyor ve çok otoriter bir tavırla: “Bu maçı alacağız ve şampiyon olacağız. Çünkü biz Karakartalız” diyor.

Konuşmasını şöyle sürdürüyor Ozan: “Başbakanlık Kupasında 2-0 mağlupken Karakartallar bu maçı 3-2 kazanmadı mı? Üç gün sonra oynanan Cumhurbaşkanlığı kupasını da Fener’i 3-0 yenerek kazanmadı mı? Peki, biz neden kazanmayalım?”

Ama bu kadarının yeterli olmadığını çok iyi biliyor ve Ozan hepimizi tek tek adlandırıyor: “Mete sen Zekeriya, Ömer sen Miliç, Hüseyin sen Tezcan, Ufuk sen Vedat, Orhan sen Tuğrul, Levent sen Lütfü, Tevfik sen Sabri, Haluk sen Osman”. Sonra bana dönüyor ve “Sencer sen de Niko’sun!”

O küçük yaşta çok iyi biliyoruz ki, bütün yaşamımız boyunca okul, ev, iş, eş, hatta siyasi fikirlerimizi değiştirebiliriz, ama tuttuğumuz renkleri, katıldığımız ocağı asla. Bundan sonra bizi Beşiktaş’tan ve Beşiktaş’ı bizden ölüm bile ayıramaz.

Hepimizi adlandırdıktan sonra önüne bakıyor Ozan, susuyor. Sanki bir şey bekliyor, bir şey istiyor bizden. Evet, Ozan kendisine ad vermiyor, onu bizim adlandırmamızı istiyor. Birden kendisine sarılıp hep bir ağızdan haykırıyoruz: “Sen kaptansın, kaptan: Sanlı Kaptan.” Ağırbaşlı, her zaman ciddi Ozan, bize çaktırmadan gözlerini siliyor. Sonra ikinci yarı için sahaya çıkıyoruz. İşte Beşiktaşlı oluşumun öyküsü!

Meraklısına Notlar:

  • Maçı ne yazık ki 3-2 kazanamıyor, tersine 3-2 mağlup oluyoruz.
  • Ozan bizi adlandırırken yanlış yapmadı. Evet, o dönemde Beşiktaş’ta Osman adında bir futbolcu yoktu. Osman o dönemin Fenerbahçe’sinin en parlak yıldızlarından biriydi. Ve Ozan bilerek bu adı verdi Haluk’a. Çünkü Haluk takımımızda oynayan bir “Sarıkanarya” tutkunuydu, Fenerliydi. Ona ancak bir fenerlinin adı verilebilirdi. Ve işte bunu yaptı Sanlı kaptan (Ozan). Beşiktaşlı duruşu ve büyüklüğünü o küçücük yaşında göstererek…
  • 1974 yılında Kötü bir sezona rağmen derbilerde yenilmeyen Beşiktaş, Galatasaray ile ilk maç 0-0 berabere kalıp, ikinci maç rakibini 2-1 yenerken, Fenerbahçe’yi ilk maç 2-1 yenip, ikinci maç 0-0 berabere kaldı.
  • 1974 Başbakanlık Kupası, Türkiye 1. Futbol Ligi‘nin 1973-74 sezonunu ikinci tamamlayan Beşiktaş ile 1973-74 sezonu Türkiye Kupası ikincisi Bursaspor arasında oynanan 14. Başbakanlık Kupası maçıdır. 5 Haziran 1974’te, Ankara 19 Mayıs Stadyumu‘nda oynanan ve normal süresi 2-2 sonlanan maçı uzatmalar sonrasında 3-2 kazanan Beşiktaş, kupa tarihindeki üçüncü şampiyonluğunu elde etti.
  • 1974 Cumhurbaşkanlığı Kupası, Lig ve Türkiye Kupası‘nın 1973-74 sezonunu şampiyonlukla tamamlayan Fenerbahçe ile 1974 Başbakanlık Kupası sahibi Beşiktaş arasında oynanan 8. Cumhurbaşkanlığı Kupası maçıdır. 8 Haziran 1974’te, Ankara 19 Mayıs Stadyumu‘nda oynanan maçı Beşiktaş 3-0 kazanarak kupadaki ikinci şampiyonluğunu elde etti.


Yorumlar kapatıldı.

YOU MAY LIKE